Beyin Bilimi Bilgisayarı Nasıl Değiştirecek?
Zeka, davranış değil öngörüdür. Bu cümle, mobil bilgisayarların ve Palm ile Handspring’in kurucusu olan Jeff Hawkins’in 2003 yılında TED sahnesinde yaptığı ilham verici konuşmasının temelini oluşturuyor. Hem teknoloji dünyasında hem de nörobilim alanında önemli katkılar sunan Hawkins, beyin hakkında kapsamlı bir teori geliştirilmemiş olmasının nedenlerini, bu durumun sonuçlarını ve çözüm yollarını ele alıyor.
Konuşmasına beyin biliminin hâlâ gelişiminin başında olduğuna dikkat çekerek başlayan Hawkins, ne kadar çok veriye sahip olursak olalım, bu verileri anlamlandıracak kapsamlı ve bütüncül bir teori olmadıkça ilerlemenin mümkün olmadığını savunuyor. Ona göre, araştırma dünyası, devasa bir bilgi yığını üretmiş durumda ama bu bilgiler bir çatı altında birleşemediği için anlamdan yoksun kalıyor. İşte bu noktada tekrar karşımıza çıkıyor: Zeka, davranış değil öngörüdür. Bu ifade, beynin temel işlevini açıklamada oldukça güçlü bir anahtar sunuyor.
Jeff Hawkins’e göre, zeka yalnızca dışa vurulan davranışlarla tanımlanamaz. Asıl mesele, beynin dış dünyadan aldığı verileri nasıl işlediği, bu verilerle nasıl hafızalar oluşturduğu ve bu hafızalara dayalı olarak nasıl öngörülerde bulunduğudur. Yani beyin, çevresini analiz eder, geçmişte yaşadığı deneyimlerden ders çıkarır ve gelecekte ne olacağını tahmin etmeye çalışır. Bu öngörü süreci, insan davranışlarının temelini oluşturur.
Hawkins, özellikle neokorteksin bu sürecin merkezinde yer aldığını belirtir. Neokorteks; duyu, hafıza, düşünme ve planlama gibi işlevleri üstlenen, beynimizin evrimsel olarak en genç ve gelişmiş bölümüdür. Neokorteksin temel yeteneği, örüntüleri öğrenmek ve bu örüntüler üzerinden gelecekteki olayları tahmin etmektir. Örneğin, sık sık dinlediğimiz bir şarkının bir sonraki notası aklımıza geliyorsa ya da eve gittiğimizde kapı kolunun yerinin değiştiğini hemen fark ediyorsak, bu, beynimizin öngörü mekanizmasının çalıştığının bir kanıtıdır. İşte Hawkins’in de sürekli yinelediği gibi: Zeka, davranış değil öngörüdür.
Konuşmasında yapay zekaya da geniş yer veren Hawkins, günümüzde kullanılan yöntemlerin zekayı davranış temelli olarak tanımladığını, ancak bunun yetersiz olduğunu ifade ediyor. Alan Turing’in öne sürdüğü Turing Testi gibi davranışa dayalı testler, sadece yüzeydeki belirtileri ölçüyor. Oysa gerçek zeka, bir sistemin çevresini anlayabilme ve gelecekteki gelişmeleri öngörebilme yetisinde yatar. Bu nedenle yapay zeka geliştiricilerinin odak noktası, tahmine dayalı öğrenme modelleri olmalıdır.
Hawkins’in asıl amacı, biyolojik olarak doğru, test edilebilir ve somut bir beyin teorisi geliştirmek. Redwood Nörobilim Enstitüsü’nde yürüttükleri araştırmalarla bu hedefe adım adım ilerliyorlar. Bu teori geliştirildiğinde, yalnızca beyin biliminde devrim yaratmakla kalmayacak, aynı zamanda yapay zeka sistemlerinin daha insan benzeri ve öngörücü hale gelmesini sağlayacak. Bu, bilgisayar dünyasında beklenen bir sonraki büyük sıçramanın başlangıcı olabilir.
Gelecekte bizleri bekleyen akıllı makineler, yalnızca komutlara tepki vermekle kalmayacak; tıpkı insanlar gibi, yaşadıkları çevreyi anlayacak, örüntüleri öğrenecek ve öngörülerde bulunacaklar. Bu makineler ilk olarak robotlar şeklinde değil, daha çok akıllı otomobiller, güvenlik sistemleri gibi mekanik kontrol gerektirmeyen alanlarda karşımıza çıkacak. Zamanla, bu temel teknoloji üzerine kurulu sistemlerin sayısı ve yetenekleri de katlanarak artacak.
Unutmayalım: Zeka, davranış değil öngörüdür. Bu anlayış, hem insan beynini anlamada hem de geleceğin yapay zekasını tasarlamada önümüzdeki yolu aydınlatacak.
İzlemek için BURAYA lütfen.
Benzer yazılar için BURAYA lütfen.